DUYGU BEDENİ;

DUYGU BEDENİ;
Eterik bedenin üstünde bulunan ve siyahımsı yapıya sahip olan bir katmandır. Gökkuşağının tüm renklerini barındıran duygusal bedenin o anki rengi kişinin duygusal durumuna göre değişir. Zihinsel bedenden gelen üst düzey enerjiler duygusal bedene ulaşır ve burada bir değişimden geçerek zihinsel bedene iletilir. Kişinin duygusal yapısı bu katmanla ilgilidir. Üst katmanlardan gelen enerjiler burada duygusal anlamlar kazanır ve kişiye özel duygusal süzgeçten geçtikten sonra anlam kazanarak eterik bedene aktarılır.
Aurada; kişinin o anki ruhsal durumuna göre değişen renklerin en iyi algılanacağı alan burasıdır. Örneğin o anda çok öfkeli olan birinin, koyu duygusal bedeninde koyu kirli kırmızı renk hakim olacaktır. Duygusal bedenin durumu kişinin duygusal yapısı ve anlık duyguları ile ilgili bilgiler verir.
Duygulardaki tüm iniş-çıkışlar, duygu beden tarafından auraya yayılır. Duygusal aura sürekli hareket halindedir, duygul beden bu nedenle tüm anlık duyguları yansıtır. Duygu beden, kararsız duygular, bilinçli veya bilinçsiz korku ve saldırganlıkların yanısıra, yalnızlık, terkedilmişlik, özgüven eksikliği ve benzeri duyguları saklayarak taşır.
Bu titreşimler, duygusal aura aracılığı ile dış dünyaya gönderdiğimiz kişisel mesajlarımızı oluştururlar. Çeşitli tarzdaki mesajlardan oluşan bu titreşimsel-frekanslardan, karşılıklı manyetik bir çekim alanı oluşur. Dışarı gönderilen enerji titreşimleri, benzeri tarzdaki titreşimleri çekerek onlarla birleşir, yoğunlaşır ve daha etkin, daha büyük bir enerji yoğunluğu oluşturur.
Bu sayede, çevremiz, bilinç ve bilinçaltından geçirdiğimiz bütün yönleri, bize gösteren bir “AYNA” görevi yapar.
Duygu bedendeki kararsız duygular hep aktif-canlı kalmak ve çoğalmak isterler, böylece kişiyi, özgün duygusal bir tekrarını oluşturmaya iterler, çünkü bu duygular artık zihinde formlaşmış olan duyguların beslenme kaynağıdırlar.
Kişi, içinde kararsız korkular taşıyorsa, bu korkuyu taşıyan ve destekleyen koşul ve titreşimleri kendine çekecektir. Kişi dışa reaksiyonel olarak yansıtmasa bile, içinde saldırganlık hislerini taşıyorsa, bu sayede taşıdığı ve yaydığı titreşimler, bir özel frekans –düzlemden sinyal olarak yayınlanır. Bu yayın, bir anons vazifesi görürcesine çevredeki aynı band üzerinden yayın yapan diğer frekansları kendi üzerine çekerek toplar ve kişi tekrar tekrar, öfke ve saldırganlıklarını dışa vuran varlık ve olaylarla karşılaşır.
Enerjilerin bu işleyiş şekli ile, olumlu yada olumsuz yönlerde titreşimsel olarak yoğunlaşmış ortamlar yaratır, çevreyi ve içindeki varlıkları kirletir, adeta bir virüs bulaştırır veya tersine temizleriz.
Bireysel kirlenme ve tıkanmalar ne kadar sayısal çokluğu kapsıyor ise, o denli toplumsallık kazanır. Bireylerde görülen ruhsal tıkanmalar, aynı tarzda toplumda da kendini göstermeye başlar, kararsız duygulardan meydana gelen bu titreşimler, toplumsal bir özellik kazanır.
Bireylerde görülen ruhsal tıkanmalar, aynı tarzda toplumda da kendini göstermeye başlar, kararsız duygulardan meydana gelen bu titreşimler, toplumsal bir özellik kazanır. Son 20 yıldaki dünya toplumunda, çeşitli alanlardaki birlikteliklerin bozulmasında görülen yüksek orandaki artış, böylesi bir etkileşmeden payını almıştır.
Birey; ”SEVGİ”, ”ŞEFKAT” ve “HOŞGÖRÜ” deki yaşadığı tıkanmalar ve bu duygu formlarının tekrar tanımlanabilmesi dürtüsünün verdiği arayışlarla, ayrılıklara yönelir. Bilmediği, tanımadığı, sevgi ve şefkati aramaya başlar, nedenini bilemediği bir hüzünle, yerine oturamayan bu kararsız duygu titreşimleri formlarıyla.
Bu arayış; yeni bir tanımlama ile, kararsız duyguların, kararlı bir şekilde yerine oturmasına kadar sürer. Diğer yönlerdeki, öfke, kin, nefret, korku, kaygı ve benzeri gibilerden meydana gelen duygu titreşimleri de aynı tarzda yayımlanarak, etkileşim, gelişim ve sonuca ulaşırlar.
”ÖZ”e dönüşün,”YURDA” dönüşün,”BİR” oluşun,”Ruhsal Tekamül” gereği olan, yolu ve sürecidir bu durum. ”SEVGİ-HOŞGÖRÜ-ŞEFKAT ve BAĞIŞLAMA” dan oluşan Evrensel Sistem de varolabilmenin zorunlu gereğidir öğrenim ve arınma.
Bir insan, bilinçli şekilde sevgi ve hoşgörü için çabalayıp, bilinçsizce zıt duygu frekansları yayıyor veya özgüvende eksikliklerin olduğu titreşimler yayıyorsa, bilinçli hedefe ulaşımı zorlaşacak veya engellenecektir.
Astral beden, eğer duygusal sorunlar çözülmemişse, süregelen “Tekamüler Süreçte” bu tıkanıklıkları, eksikleri taşıyacaktır. Astral bedende saklanan, yaşayan çözülmemiş deneyimler, tekrarlanmak üzere yaşam koşullarını ve olayları etkilemeye devam edecektir.
Yaradılış şeklimizi ve enerji yapılarımızın işleyişini anladığımızda, kendimizi “KURBAN” olarak görmek yada kendi zayıflık ve çaresizliklerimizden, diğer insanlar ve çevremizi sorumlu tutmak gibi bir yanılgıya düşmeden, toparlanmalı ve bu duruma son verme çaba ve çalışmalarını yoğunlaştırmalıyız.
Farkına varma, kendi içinde düşündürücü bir özgürlük enerjisini temsil eder çünkü, şimdi farkındalığımızla gördük ki, kaderimiz büyük ölçüde kendi elimizdedir ve artık kendimizi değiştirerek, yaşamımızı da değiştirebiliriz.
ZİHİN BEDENİ;
Duygu bedeninin bitiminde başlar ve astral bedene kadar uzanır. Genelde rengi sarıdır. Fikirlerimizin yapısını barındırır ve düşünce formları bu bedende görülebilir.
Hastalıklarımızın büyük bir çoğunluğu zihinsel bedenimizden kaynaklanmaktadır. Tüm hastalıkların zihinsel nedenlerinin olduğu artık bir çok araştırmacı ve modern tıp tarafından da ortaya konmuştur.
Zihinsel bedenin en önemli özelliği güçlü olduğu zaman kişinin başka insanların etkisi altında kalmaması ve özgür iradesiyle kendi kararlarını verebilmesidir. Zihinsel beden zayıfladığında ise, kişi kararsızlık halindedir ve sürekli başka insanların etkisinde kalarak yaşamına devam eder. “Başkaları ne der” mantığını sürekli öne süren ve yaşamını başkalarının ne düşüneceğine göre planlayan bir kişinin zihinsel bedeni son derece sağlıksızdır.
Olumsuz düşünceleri elemek ve yerlerine olumlu düşünceler yerleştirmek de zihinsel bedenin en önemli işlevidir. Düşüncelerimizin yaşamımızı hangi boyutlarda etkilediğini gözümüzün önüne getirdiğimizde zihinsel bedenimizin önemini daha iyi anlayabiliriz. Hastalıkların önce zihinsel bedende oluşması ve daha alt bedenlerden fiziksel bedenimize geçmesi de zihinsel bedenin önemini bir kez daha vurgulamaktadır.
Düşünceleri, yorumları, akılcı ve sezgisel algıları zihinsel beden oluşturur. Zihinsel beden frekansı, Eterik ve duygu bedenden daha yüksek, yapısı da daha az yoğundur.
Farkındalık ne kadar derinse, zihinsel bedenin renkleri de o kadar açık ve yoğun olur. Duygu beden gibi zihinsel bedende de yüksek ve alçak oktavlar vardır. Bir çok insanın tek ve reel gerçeklik olduğuna inandığı, akıl ve mantık sırası izleyen Düşünce-Zihin yapısı, aslında alçak frekansları ifade eder.
Bu tarzdaki zihinsel aktiviteler, fiziksel düzeydeki algılara bağlıdır. Bilgiler fiziksel beden ve duyular ile zihinsel bedene alınır, oradan da eterik beden yoluyla duygu bedene ulaştırılır. Astral beden alınan bilgileri, duygulara çevirerek zihinsel bedene gönderir. Zihinsel beden de bu duyguları düşüncelere uyarlar.
Astral beden ve çözümlenmemiş duygu kalıpları, bilgiyi çarpıtarak yanlı düşünceler haline sokar. Dünyadaki değerlendirme sistemimizde kullandığımız tekrarlanan düşünce kalıpları, bu şekilde ortaya çıkar. Akılcı zihin, hiçbir zaman yansız ve Nötr olamaz. Bu şekilde işleyen bir zihinsel bedende ortaya çıkan düşünceler, genellikle kişisel mutluluk ve dünyevi sorunlarla ilgi düzeyinde kalır.
Zihinsel bedenin işlevi, giderek artan, sorunlara akılcı çözüm bulma şekline dönüşür. Tabii ki bu durum, Öz yapılanmanın çarpıtılmasını ve yeteneklerin sınırlı kalması sonucunu oluşturur.
Zihinsel bedenin asıl görevi, ruhsal beden düzleminde, akılcı zihinle bütünleşerek, Evrensel gerçeği yakalamaktır. Yakalanan bu gerçeklerle, Evrensel gerçeğe uyum sağlanır. Varlığın Ruhsal düzleminden getirilen bu bilgi kendini, önce sezgi ve anlık iç görüler şeklinde, hayal veya ses olarak gösterir, ardından sözlü düşüncelere çevrilir, ”İç Görü” nün kazanılmasını sağlar.
Bu gerçeklik, akılcı zihinden kaynaklanan lineer anlayışın aksine, “Holografiktir”… Üçüncü göz ile Taç chakrası arasındaki bağlantı yoluyla, zihinsel bedenin yüksek derecelerine ulaşılınır. Zihinsel beden bir kez geliştikten sonra Ruhsal bedenin “AYNA” sı olarak, yüksek benliğin bilgeliğinin farkına varır.

 

 

Bioenerji Antalya: 0507 818 11 11