RABBİMİN LİSANI

RABBİMİN LİSANI

 

Allahü Teâlâ yarattığı bütün mahlûkatına RABÇA hitap eder. Levh-i Mahfuz RABÇA’dır. Allahü Teâlâ Elest Günü’nde nur bedendeki tüm insanlara “Elestü bi Rabbiküm’’ cümlesiyle RABÇA kendisini tanıtmıştır. İnsanlar ilk yaratılışında, ilk öğretmenimiz olan Rabbimizden RABÇA’yı öğrenmiş olarak halk olunmuştur. Bu bilgi ile biz insanlar, “kalu bela şehidna’’(evet siz bizim Rabbimizsiniz) diyerek bu hale şahit olup tasdik ettik.


“Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarının bellerine zürriyetlerini yerleştirmeden önce, onları kendilerine şahit tuttu ve  ‘Ben sizin Rabbinizim’ dedi. Evet, şâhit olduk, dediler.” Araf Suresi-172


Fizik bedene geçişimiz Ademin ve Ademlerin bedenlerini yaratılışıyla başlamıştır. Allahü Teâlâ yine alem-i Elestte Ademe Rabça hitap etmiştir. Yine Allahü Teâlâ Ademi meleklere tanıttığı günde meleklere de Rabça hitap edip, meleklerden Rabça cevap almıştır. Bu halin şahidi Bakara suresinin aşağıdaki ayetleridir:


“Allah Adem’e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip; eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin. dedi.” Bakara-31


“Melekler; Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.” Bakara-32


“Ey Adem! Eşyanın isimlerini (ilimlerini) meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca; Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? Dedi.” Bakara-33


Allahü Teâlâ İnsanları yaşayacakları dünyalara gönderirken Rabça’yıda o insanların Levh-i Mahfuzlarına yani DNA’larına yerleştirmiştir ve insanların Rabça’yı hatırlamalarını aşağıdaki ayetle emretmiştir:


“Hatırla ki Rabbin meleklere; Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar; Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah da onlara; Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.” Bakara-30


Kur’ân-ı Kerîm’in tamamı Resulullah Efendimizin (s.a.v.) şahsından yansıyarak tüm insanlara hitap eder. Dolayısıyla Kur’ân ayetleri her insana fert fert hitap eder. Haliyle Bakara suresinin 30. ayetindeki  “Hatırla ki” emri bu hitabı duyan her insanadır.


Allahü Teâlâ evvela insana Rabça hitap ettiği gibi kâinata ve içindekilere dahi yaratılırken Rabça hitap etmiştir. Kâinat ve içindekiler de oluşum halindeyken Rabça’yı bilip Allahü Teâlâ’nın emrine itaat etmişlerdir. Bu emrin akabinde yerler gökler ve arasındakiler hangi türde yıldız gezegen ve galaksi vs. oluşturacaklarını bilip kâinattaki ilahi düzene uyum sağlamışlardır. Bu halin şahidi Fussilet suresinin 11. ayetidir:


“Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de ‘İsteyerek geldik’ dediler.”


Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı gibi Allahü Teâlâ nurdan-hücreye, zerreden-küreye, yıldızlardan-galaksilere, otlara, böceklere, kuşlara, denizlere, dağlara Rabça hitap etmiş, bu varlıkların nurdan hücreye, hücreden cisim halini almaya kadar olan yaratılış ve yokoluş süreçlerinde daima Allah’tan (c.c) vahiy alıp bu vahiye itaat etmişlerdir. Bu hale bir örnek aşağıdaki ayettir:


“Rabbin bal arısına; dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.” Nahl-68-69


Yukarıdaki ayetlerden anlaşılıyor ki Kur’ân-ı Kerîm’in aslı da Rabça’dır. Aslı Levh-i Mahfuzdadır. Levh-i Mahfuzda Rabça’dır. İnsan-ı Kâmiller “men aref“ sırrına ererler ve kendi nefsini tanırlar. Yaratılışını ve Rabça’yı hatırlarlar. Allahü Teâlâ onlara nefislerindeki ve ufuklardaki yani sonsuzluktaki ayetlerini gösterir. Bu halin şahidi aşağıdaki ayettir:


“İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?” Fussilet-53


İşte o zaman o İnsan-ı Kâmil olanlar Kur’ân’ın derinliklerindeki sırları anlarlar. Ona altı bin ayet altmış bin olur, altmış bin ayet altı yüz bin olur, altı yüz bin ayet altı milyon olur ve böylece o İnsan-ı Kâmile Allahü Teâlâ sonsuz ayetlerinin dilediği kadarını öğretir. O kul kâinatla kâinat olur. Zerre ile zerre olur. Alemlerle alem olur. Kâinatın her köşesinde yedi beden olur. Rabbinin ayetlerinden rızkı kadarını hıfzeder ve aslına döner. Kâinatta insana verilecek olan en büyük nimet budur.


İşte o İnsan-ı Kâmil yürüyen Kur’ân’dır. Surete giren her surenin yoldaşıdır. Her ayet onun tanışıdır. Yaratılmış her varlığın sırrı ondadır. Levh-i Mahfuza Rabça yazılan ilimlerin hamisidir.


Hal böyle olunca Rabça’yı hatırlamak insan makamına çıkmak için elzemdir. İnsan makamına çıkan İnsan-ı Kâmil makamına vasıl olur. Yerlerde göklerde ve arasında canlı cansız her varlık Rabça’yı bilir. Fakat İnsan makamına çıkmayan ehli dünya olup Rabbini hatırına getirmeyen insanlar, bu halden mahrum olarak ahiret alemine yeni bir hayata geçerken zorluk yaşarlar. Yerlerin göklerin ve arasındakilerin Rabça’yı bildiği ve Rablerinden Rabça istediklerinin delili aşağıdaki ayettir:


“Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma halindedir.” Rahman-29


İnsan-ı Kâmil gönül aleminde Rabbi ile Rabça konuşur, Rabça ilham alır. Onun hali hep Rabbi iledir. Halk içinde Hak iledir.


Kur’ân’ı gerçek manada anlamak Arapça’yla olmaz Rabça’yla olur.


Allahü Teâlâ tüm insanları gerçek insan makamına çıkarsın ve Rabça’yı hatırlatsın.

 

Bilği ve danışma:05078181111.