İnsan olmak için; "Duygu Eğitimi'nin Önemi"

 İnsan olmak için; "Duygu Eğitimi’nin Önemi"




İnsanlar, değer yargıları ile doğuştan getirdikleri iyi duygularını geliştirdiği oranda “insan olma”, “insan kalma” ve “mutlu olma” şansına sahip olacak, aksi halde olamayacak, etrafa da, o ölçüde ya “mutluluk” ya da “mutsuzluk” saçacaktır.

İnsanın mutlu olması için sadece bilgi ve beceri aktarımı yetmez. Bilgi, tek başına insanı “mutlu” etmek için kâfi gelmez.
İnsan olmak için “insan doğmak” gerekir. Ama “insan kalmak” için “insan” olarak doğmuş olmak kâfi gelmez. “Duyguların eğitilmesi”ne ihtiyacımız var. İnsanlar düşünceleri ile algılar, duyguları ile yaşarlar. Davranışlarımız daha çok duygularımızın dışa vurumudur. Bunun için kişinin hareketlerini düzene sokmak istiyorsak sadece “bilgi edinmekle” yani alışılmış eğitim-öğretimle bunu başaramayız. Duyguların iyi tanınması ve eğitilmesi gerekir. “Bilgi” kadar, belki ondan çok daha fazla, insanların “duygu eğitimi”ne ihtiyaçları vardır. Çünkü insan “bilgi” ile değil, duyguları ile insandır. Bir bilgisayara bilgi yüklemekle onu eğitmiş olmazsınız.
“Bilgi” sadece hayatı kolaylaştırır! “İyi”ye, ya da “kötü”ye yönlendirecek olan ise, bilgiden çok duygulardır. İnsan, bir şeyin yanlış ve zararlı olduğu bilgisine sahip olduğu halde, kötü duygu ve alışkanlıklarından sıyrılamadıysa, onu yapmaktan kendini alıkoyamaz. Bunun için duyguların en erken yaşlardan itibaren eğitimi büyük önem arz eder. “Düşünceler” ve bu düşünceleri doğuran “bilgiler” denizin üzerindeki dalgalar ise, duygular, denizin derinlikleridir. “Duygu eğitimi” bu ummana nüfûz etmektir.
Bunun için de ciddi bir gayret gerekir. Fikirler, düşünceler değişir, bilgiler eskir; ama duygular çocukluk, hatta bebeklikten itibaren kişiliğimizi yoğurur. Dolayısı ile duyguları eğitmek, bilgi öğretimi yanında, ona paralel yapılması gereken çok önemli bir eğitim olmalıdır. İnsanlar, değer yargıları ile doğuştan getirdikleri iyi duygularını geliştirdiği oranda “insan olma”, “insan kalma” ve “mutlu olma” şansına sahip olacak, aksi halde olamayacak, etrafa da, o ölçüde ya “mutluluk” ya da “mutsuzluk” saçacaktır.
İhtiyaçlar, Özgürce ve Onurlu Yaşamak İhtiyaçlar, insanın tutsak edilmesinde en önemli etken. Yeme içme, korunma, barınma, üreme, inanma, sevme gibi ihtiyaçları karşılamak için insanın onurundan ödün verme tehlikesi ortaya çıkabilir. Duygular, insanda doğal olarak mevcuttur. İnsanı istismar edenler, onun duygularından ve temel ihtiyaçlarından istifade ederler.
İnsanlığından ödün vermeden hayatını yaşayacağı şartlara kavuşturmak için, öncelikle duygularının kişiye doğru tanıtılması gerekir.
İhtiyaçlar ve ona bağlı olarak gelişen duygularımız, bizi başkalarına mecbur eden, meftun eden, boyun eğdiren ve sonunda ‘sensin!’ dedirten baş etkenlerdir. Temel ihtiyaçların temini konusundaki tehlikelerden korunmak, ancak duyguların tanınması ve kontrolü ile mümkün. Aksi halde özgürlüğümüzden ve var oluş amacımızdan taviz vermeye mecbur kalır, boyun eğeriz; yaşamın anlamı ve tadı da kalmaz. “Duygu eğitimi”nin amacı; “hayatın, tadında, onurlu ve özgürce yaşanması ve mutlu olmak için” insana kendini tanıtmaktır.
Yunus Emre’nin, dizelerinde; “İlim ‘kendin’ bilmektir!” dediği gibi!
Kainat İçinde Bir Yaratılış Harikası; İNSAN!
Ve İnsanın İçinde Koca Bir Kainat; SEVGİ!
Sevgi ve Kâinat..! Biri maddi, diğeri manevi, ikisi de uçsuz bucaksız âlemler! İçinde yaşadığımız kainat akıl almayacak kadar geniş.. Ve belki başka evrenler de var.
Bu evrende, güneş sistemi içinde yer alan Samanyolu galaksisi gibi yüz milyarlarca yıldız toplulukları, yani galaksiler mevcut. Kâinata nispetle çok küçük kalan bu galaksilerin her biri, kendi içinde birkaç yüz milyar yıldız barındırıyor. Galaksiler arası mesâfe ise akıl almaz boyutlarda. Bunlardan bize, yani Samanyolu galaksisi’ne en yakın yıldız topluluğu Andromeda Galaksisi; onunla aramızdaki mesafe ise tam üç milyon ışık yılı! Andromeda’dan kalkan bir ışık, saniyede üç yüz bin km. hızla yol kat ederek bize üç milyon yılda ulaşıyor. Başka bir deyişle bizim teleskoplar ile görebildiğimiz Andromeda yıldızlarının ışıkları, tam üç milyon yıl öncesine ait. Bugün yola çıkan ışık huzmeleri ise daha üç milyon yıl sonra bize ulaşacak.
Bu, en yakınımızdaki galaksinin mesâfesi, milyarlarca ışık yılı ötelerde olanlar ve kâinat yaratılalıdan beri henüz ışığı bize ulaşamayanlar bile var.! Bu ne müthiş, ne muhteşem bir manzara! Galaksilerin (yıldız kümelerinin), yıldızların ve gezegenlerin her birinin kendilerine ait yolları, yörüngeleri var. Hepsi de en ince hesaplara göre “takdir” edilen yollarında şaşmadan akıp gidiyorlar.! Bu uçsuz bucaksız kâinatın, yüz milyarlarca galaksisinden biri Samanyolu’nun bir yıldızı da bizim güneşimiz! Güneş etrafında ise çok özel bir konuma sahip gezegenimiz, dünya..! Sanki tüm evren, bu küçücük gezegen için hazırlanmış gibi!.
Derinliklerine doğru inildikçe ısınan ve ortasında büyük bir lav ve ateş topu olan dünya.! Lav üstünde hayat, milyonlarca tür canlı; çeşit çeşit, rengarenk.. Tüm güzellikleri ile harikulade bir hayat! Ve insan bu dünya hayatında eşref mevkiinde.! Yaratılanların en şereflisi olan Ademoğlu, insan.. Tüm sistemleri ve organları ile mükemmel bir varlık. İnsanın incelenmesi ve tefekkür edilmesi, onun ne kadar mucizevî bir yaratık olduğunu ortaya koyuyor. İnsan bu haliyle Kâinatın bir modeli. İnsan denen varlığın o müthiş biyolojik bedeninin ötesinde, ruh ve duygu âleminde apayrı bir boyut, sevgi dünyası! Elle tutulamayan, gözle görülemeyen ve insanı insan yapan; sevgi, aşk ve tüm güzel duyguların barınağı, “Kalp”; “Gönül”, “Dil”, “Sine”! Sevgi! Daha ileri boyutu ile aşk! İnsanın mayası! “Sevgisizlik” kıskançlığı, hasedi, merha-metsizliği, acımasızlığı, kin ve intikam duyguları içinde, bencilliği ve yalnızlaşmayı getirirken; insanın ruhsal bütünlüğünü ve akli dengesini de tehlikeye sokar. Sevgisiz “birlik” de yoktur, “dirlik” de..! “Sevgi” ile yaratılan insanı, yaratılışın gayesine yücelten duygu da yine “sevgi!”dir. İnsan için, en üst anlamda “kendini gerçekleştirme” ihtiyacının karşılanması “sevgi” ile mümkün. Sevgi ile hayat uyumlu, mutlu, umutlu, anlamlı ve güzelliklerle dopdolu!